Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, Lepra (Cüzzam) Hastalığı Hakkında
Bilgi Verdi. Lepra (Cüzzam) Hastalığının Deri ve Sinir Sistemi Olmak Üzere Tüm Organ ve Sistemleri Etkileyen Kronik Bir Bulaşıcı Hastalık Olduğunu, Hastalığın Tanısının Deri Muayenesi İle Birlikte Tanısal Testlerle ve Deriden Biyopsi Alınması İle Konulabileceğini ve Hastalığın 19. Yüzyıldan İtibaren Sıklığında Giderek Azalma Yaşandığı Bilgisini Verdi.

Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz: “Cüzzam Hastalığının Görülme Sıklığı 19. Yüzyıldan itibaren Giderek Azalmakta.”
Lepra (Cüzzam) hastalığının 1873 yılında Gerhard Armauer Hansen tarafından bulunan bir hastalık olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, lepra hastalığının başlıca deri ve sinir sistemi olmak üzere tüm organ ve sistemleri etkileyebilen kronik ve bulaşıcı multisistemik bir hastalık olduğunu belirtti. Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz şöyle devam etti: “Halk arasında Cüzzam hastalığı olarak da bilinen lepra hastalığı 15. Yüzyıl başında Avrupa’da yaygın olarak gözlenirken, erken tanı ve etkili tedavi ile 19. Yüzyıldan itibaren görülme sıklığı giderek azalmıştır. Günümüzde Portekiz, İspanya, İtalya, Yunanistan, Türkiye, Kıbrıs ve Güney Rusya’da bulunmaktadır.”

Cüzzam Hastalığının Tek Kaynağı İnsandır
Lepra(Cüzzam) hastalığının tek kaynağının insan olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, çoğunlukla tedavi edilmemiş hastaların derisindeki yaralara temasla, ağız veya burun salgıları ile yakın ve uzun süreli temas sonucu damlacık yolu ile bulaştığını belirtti. Mycobacterium Leprae hastalığının çok yavaş çoğaldığı bilgisini veren Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, hastalığın kuluçka süresinin üç veya on iki yıl arasında değişiklik gösterdiğini belirtti. Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz şöyle devam etti: “Hastalığın kuluçka süresi üç veya on iki yıl arasında değişmekle birlikte ortalaması iki veya dört yıldır. Belirtilerin görülmesi bazen otuz yılı bile bulabilir. Çocuklar Lepra hastalığına karşı daha duyarlıdır. Doğal bağışıklığın yanında bebeklik çağında yapılan tüberküloz aşısı vücut direncini artırarak lepra hastalığına yakalanmayı önlemektedir. Bu nedenle tüberküloz aşısı tüberkülozun yanında lepra hastalığından da korumada.”

Tüberkülod Lepra
Hastalığın klinik bulguları hakkında bilgi veren Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, hastalığın klinik bulgularının deride soluk beyaz veya kırmızı renkli doku bozuklukları, geniş yayılımlı çevresel sinir sistemi, göz, kemik, kas ve diğer dokuların tutulduğu şekil bozuklukları ve sakatlıkları içeren geniş bir tabloya kadar değiştiğini belirtti. Lepra hastalığının şiddetinin kişinin hücresel bağışıklık sisteminin gücü ile birebir ilişkili olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, bağışıklık sistemi iyi olan kişilerde hastalığın çevresel sinir sistemini etkilediğini belirtti. Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz konuşmasına şöyle devam etti: “Bağışıklık sistemi iyi olan bir kişide tüberkülod lepra şekli görülür. Bu tür cüzam çoğunlukla çevresel sinir sistemini etkiler. Bu hastalığa yakalanan kişiler yüz felci geçirebilir. El kaslarına gelen bazı sinirlerin felci sonucunda pençe el görünümünü alır. Duyu sinirlerinin felci sonucu ısı temas ve ağrı hislerinin ortadan kalkması söz konusudur. Ter bezleri de çalışmadığından deride kuruluk giderek artar ve deri dökülmeye başlar.”

Lepromatöz Lepra
Bağışıklık sistemi zayıf kişilerde ise Lepromatöz lepra hastalığının görüldüğünü söyleyen Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, bu lepra çeşidi hakkında bilgi verdi. Lepromatöz lepra hastalığının cüzamın en kötü tipi olduğu bilgisini veren Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, bu hastalığın vücut direncinin tamamen hasarlı olduğunu belirtti. Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz şöyle devam etti: “Hastalık etkeni olan yaralar çok sayıda ve etkin olurlar. Küçük, çok sayıda ve gövdede simetrik olarak yayılmış, sınırları keskin olmayan, parlak bakır kırmızısı renginde lekeler söz konusudur. Bu lekelerin olduğu deri bölgeleri zamanla duyu kayıplarına uğrarlar. Yüz, ense, meme başı ve üreme organlarında yerleşen, leprom adı verilen sert açık kahverengi lekeler belirir. Yüze yerleştiklerinde arslan yüzü denilen yüz görünümünü ortaya çıkarırlar. Lepromlar ayrıca semer burun denilen burun çöküntüsüne, damak delinmesine, göz kapaklarının düşmesine, ses kısıklığına, parmakların kendiliğinden kopmasına da yol açarlar. Lepromlar iyileşecek olurlarsa mutlaka yerlerinde iz bırakırlar.”

Tanısı
Hastalığın tanısının deri muayenesi ile birlikte tanısal testlerle ve deriden biyopsi alınması ile konulabileceğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, lepra(Cüzzam) hastalığın tanısı konulduğunda kontrol altına alınabilinen bir hastalık olduğunu belirtti. Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz şöyle devam etti: “Hastalığın tedavisi çoklu ilaçların kullanımı ile az basilli vakalarda 6 ay, bol basilli vakalarda 2 yıl süreli olabilir. Lepra hastalarının tedavileri ve takipleri deri ve zührevi hastalıkları kliniklerinde yapılmaktadır. Türkiye’de Prof. Dr. Türkan Saylan’ın öncülüğünde 1976’da kurulan Cüzamla Savaş Derneği’nin sayesinde hastalık kontrol altına alınmış ve görülme sıklığı büyük oranda azalmıştır.”