Göz Hastalıkları (Oftalmoloji)

1423991618_goz-muayene
Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı, tüm tanı ve tedavi girişimlerini aynı anda gerçekleştirebilen iki adet tam donanımlı hasta muayene üniti ile hizmet vermektedir.

Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalının özellikle ilgilendiği konular; glokom, pediatrik oftalmoloji ve şaşılık, ön segment cerrahisi , özellikle fakoemülsifikasyon cerrahisi, kornea hastalıkları, kontakt lens, oküloplastik cerrahi, endoskopik lakrimal sistem cerrahisi, medikal retina, oftalmik laser uygulamaları, ROP muayenesi, intravitreal injeksiyonlar (anti-VEGF ve TA), fotodinamik tedavi ve vitreoretinal cerrahi uygulamalarıdır.

Uygulanmakta Olan Tedaviler:

  • Katarakt ameliyatı (Fakoemülsifikasyon tekniği ile mikrokesiyle)
  • Göz içi lensinin doğru olarak ölçümü
  • Yüksek kalitedeki göz içi lensleri ile görmenin mükemmel düzeltilmesi
  • Katarakt ameliyatı sonrası göz içi lens implantasyonu
  • Glokom (Göz iç basıncının artması)
  • Ultrasonik biyomikroskop (UBM) ile ön segment patolojilerinin ayrıntılı değerlendirilmesi
  • Glokomun ameliyatsız olarak SLT ve YAG lazerle tedavisi
  • Retina hastalıkları
  • Fluoroseyn anjiyografi
  • Damar tabakanın ayrıntılı incelenmesi (ICG)
  • Işıkla göz tomografisi (OCT)
  • Diyabet (Şeker) hastalığında retina tutulumunun tespiti, LAZER yada ameliyatla tedavisi
  • Göz ultrasonu
  • Yaşa bağlı görme noktası bozukluklarının göziçi ilaç enjeksiyonları ve lazerle tedavisi (PDT)
  • Vitreus (Göz arkası sıvısı) hastalıkları
  • Travma cerrahisi
  • Kornea hastalıkları
  • Kontakt lens uygulama birimi
  • Şaşılık
  • Kayma derecesi ölçümü (Sinoptofor)
  • Değişik tip şaşılıkların ameliyatla düzeltilmesi
  • Pediatrik oftalmoloji
  • Çocuklara özel muayene teknikleri
  • Konjentinal (Doğuştan) katarakt
  • Konjentinal (Doğuştan) glokom
  • Prematürelere özel retinal hastalık teşhis ve tedavisi
  • Tüm göz hastalıklarında güncel medikal ve cerrahi tedavi

goz-hastaliklari01

Glokom, görme siniri liflerinin ilerleyici kaybıyla seyreden, ve tüm dünyada ikinci sıradaki önlenebilir körlük nedeni olan bir hastalıktır.  Glokom tanısı göz içi basıncının ölçülmesi, ön kamara açısının incelenmesi, görme sinirinin değerlendirilmesi OCT veya HRT gibi lazer cihazlarıyla ölçülmesi ve görme alanı incelemesi yapılarak konur. Glokom tanısı konulan hastalarda göz içi basıncı düşünülerek sinir lifi hasarı durdurulmaya çalışılır.

Hastaların büyük çoğunluğunda bu hedefe göz damlaları ile ulaşılabilir. Göz damlaları göz içi sıvısının üretimini azaltıcı veya göz içi sıvısının dışa akımını artırıcı etki yaparlar. Göz içi sıvısının dışa aktığı açı bölgesine lazer SLT (selektif lazer trabekiiloplasti) uygulanarak buradaki kanalların genişletilmesi diğer bir tedavi seçeneğidir ancak zaman içinde etkisi kaybolur.

Tüm diğer tedavi yöntemlerinin başarısız olması durumunda ise cerrahi girişim ile göz içi sıvısının dışarı akışına imkan verecek yeni geçiş yolları oluşturulur. Tanı konmuş hastaların görme alanı göz içi basıncı kontrolü ile 3 ayda bir izlenmeleri gerekmektedir.

Şaşılık

Şaşılık gözlerin birbirine paralel olmaması durumudur. Gözlerden biri karşıya bakarken diğeri içe, dışa, yukarı ya da aşağıya dönük olabilir. Şaşılık sürekli olabileceği gibi aralıklı olarak da ortaya çıkabilir. Sağlıklı görme gelişimi ancak çocukluk çağında her iki göz birbirine paralel olursa gerçekleşebilir.

Çocukların beyni çok hızlı bir şekilde farklı durumlara uyabilme yeteneğine sahip olduğundan gözlerden birinde kayma olması durumunda oluşan çift görmeyi ortadan kaldırmak için beyin, kayan gözün görüntüsünü ihmal ederek yok sayar. Bunun sonucunda ise kayan gözde tembellik (ambliyopi) oluşur. Bu durum şaşılığı olan çocukların büyük kısmında değişik boyutlarda mevcuttur. Şaşılığın tedavisinde ilk adım olarak varsa mevcut kırma kusurunu düzeltmek için gözlük verilir.

Bazı durumlarda gözlük kaymanın tamamını düzeltirken bazen de kısmi düzelme sağlar. Gözlükle kayması tamamen düzelmeyen hastalarda gözü hareket ettiren kaslara cerrahi müdahele ile gözler birbirine paralel hale getirilir.

Göz Tembelliği

Göz tembelliği (ambliyopi) gözlerden biri veya nadiren her ikisinde gözlük camları ile düzeltilemeyen kalıcı görme azlığı olarak tanımlanabilir. Az gören göze ambliyopik (tembel göz) adı verilir. Çocukluk çağında görme duyusunun gelişimi 6 yaşında tamamlanır ve doğumdan bu zamana kadar geçen sürede farkına varılmayan ve tedavi edilmeyen göz problemleri kalıcı göz tembelliğine yol açabilir.

Bunlardan bazıları;
Şaşılık (Gözlerden birinde kayma)
İki gözün kırma kusurunun birbirinden çok farklı olması
Gözlerden biri veya her ikisinde görmeyi engelleyen bir bozukluk bulunması (Örn: Doğumsal katarakt, glokom, saydam tabakada leke)
Gözlerde titreme (nistagmus)

Çocukluk döneminde yapılacak düzenli göz kontrolleri görme gelişimini olumsuz etkileyebilecek problemlerin zamanında teşhis ve tedavisi açısından çok önemlidir. Ambliyopinin tedavisinde iyi gören göz kapatılarak veya damla ile görmesi bulandırılarak çocuğun az gören gözünü kullanması teşvik edilir. Tedavinin sürekliliği ve tedavi önerilerine titizlikle uyulması başarı için ilk şarttır. Ambliyopi tedavi edilmediği takdirde görme seviyesinde kalıcı azalma olacak ve derinlik hissi yeterince gelişmeyecektir.

Bu nedenle göz tembelliği olan kişiler hassas derinlik hissi gerektiren işleri yapamazlar (Örn: Mikroskop kullanamaz).

A. Retina

Retina (Ağ tabaka) gözün görmesini sağlayan hücrelerden oluşan 0.1-0.5 mm kalınlığında bir tabakadır. Retinada oluşan görüntü sinir lifleri vasıtası ile optik siniri oluşturarak beyine ulaştırılır.
Retina kendini yenileyemeyen bir tabakadır ve hasar oluştuktan sonra düzelme ihtimali düşüktür. Bu sebeple hiçbir şikayet olmasa da rutin göz muayenesi erken tanı ve tedavi için gereklidir.

Retina Hastalıkları

Doğumsal
Kalıtsal (Primer, Genetik)
Yaşa Bağlı Makula Dejeneresansı
Vasküler (Damarsal Hastalıklar)
İnflamatuar Hastalıklar (İltihabi Hastalıklar)
Sistemik Hastalıklarla Birlikte (Diyabet, Hipertansiyon, Romatolojik Hastalıklar)
Makula Hastalıkları (Görme Merkezini Tutan – Sarı Nokta Hastalıkları)
Toksik Retinopatiler (ilaç, Alkol, Madde kullanımına bağlı)
Retina Yırtık, Delikleri ve Dekolmanı
Tümörler

B.Diyabetik Retinopati (Şekere Bağlı Göz Hastalığı)

Diyabetik retinopati tüm dünyada birinci sırada gelen körlük nedenidir. Diyabetik retinopati, retinada damarsal yapıda balonlaşmalar, minik kanamalar, damarlarda tıkanıklıklar, ödem ve yeni damar oluşumu ile seyreden bir tablodur. İlerleyen dönemlerde göz içinde kanamalar, fibrotik bant oluşumu ve retina dekolmanı gelişebilir.

Diyabetik retinopati hiç bir belirti vermeden de bulunabilmektedir, bu nedenle diyabetik hastaların yılda en az 1 kez göz doktoru kontrolünden geçmeleri önemlidir. Diyabetik retinopati tanısı konmuş hastalar göz doktorunun yakın takibinde olmalı 3-6 ayda bir kontrol edilmelidirler.

Fundus Fluoresein Anjiyografi (FFA) ile damarsal hasar seviyesi belirlenip tedavi ve takip stratejisi belirlenmelidir. Diyabetik retinopati tedavisinde argon lazer altın standart olmakla birlikte, günümüzde intravitreal anti VEGF enjeksiyonları, intravitreal steroid enjeksiyonları ve ozurdex implantı, tedavideki yerini almıştır.

Diyabete bağlı kaybedilen görme geri dönüşümsüzdür, amaç hastalığın daha ileri hasar vermesini engellemeye çalışmaktır. Diyabetik retinopatinin tedavisinde erken teşhis kadar hastanın diyabet için verilen tedavi ve diyetine de uyum göstermesi gerekmektedir.

C.Yaşa Bağlı Makula Dejenerasansı (YBMD)

İnsanların ortalama yaşam süresi uzadıkça yaşa bağlı hastalıkların görülme sıklıkları da artmaktadır. 60 yaş ve üzerindeki hastalarda en önemli görme kayıpları sebeplerinden biri (YBMD) Yaşa Bağlı Makula Dejeneresansıdır. YBMD makula (sarı nokta) isimli bölgenin tutulması ile seyreden bir hastalıktır. Makula retinada yer alan, keskin ve detaylı görmemizi sağlayan bir bölgedir. Pek çok hasta görmeleri iyice bozulana dek sorunun farkına varamazlar.

YBMD’da her hastada farklı belirtiler olabilir;
Bakılan düz çizgi ve kenarlarda eğrilmeler
Renkleri daha soluk görme

Görme alanının ortasında koyu karanlık bir alan
Görmede ilerleyici kayıplar

YBMD’nın yaş ve kuru tip olmak üzere 2 tipi vardır. Kuru tipte zaman içinde yavaş yavaş görme azalması olurken yaş tipte yeni damar ve membran (zar) oluşumu sonucu daha hızlı bir görme kaybı, çarpık görme ve kanama olmaktadır. Kuru tip YBMD’da henüz faydası kanıtlanmış bir tedavi bulununamamıştır. Antioksidan ve vitamin kullanımının ilerlemeyi yavaşlattığı düşünülmektedir.

Yaş tip YBMD’da erken dönemde göz içine yapılan anti-VEGF uygulamalarıyla yeni oluşmuş damarların kanaması ve sızıntısı önlenebilmektedir. Makula dejenerasansı tedavi edilemese de görme kaybının hızı yavaşlatılabilmektedir. FFA ve İndosiyanin Yeşili Anjiyografi (ICG) ile yeni oluşan membran ve damarlar saptanıp OCT ile düzelme izlenir. Ayrıca anti VEGF uygulamalarıyla kombine olarak PDT (fotodinamik tedavi) ve göz içi steeroid uygulamaları da kullanılabilmektedir.

D.Retina Dekoimanı

Retinanın nörosensoryal tabakasının retina pigment epitelinden ayrılmasıdır. Retina dekolmanı retinanın normal pozisyonundan çekilmesiyle oluşur. Retina yerinden ayrıldığında fonksiyonunu gerçekleştiremez, görme bozulur. Tedavi edilmezse körlükle sonuçlanır.

Vitreus gözün ortasını dolduran şeffaf bir jeldir. Yaşlandıkça vitreus retinayı yapışık olduğu yerlerden çekebilmektedir. Genelde vitreus retinadan sorunsuz bir şekilde ayrılır. Ancak bazı durumlarda retina bir veya birkaç yerden yırtılır. Bu yırtık yerinden sıvı girmeye başlar ve retinayı bulunduğu yerden ayırır. Aşağıdaki durumlar dekolman riskinin artmış olduğu durumlardır:

Yüksek Miyopi
Daha önce geçirilmiş katarakt cerrahisi
Glokom
Ağır göz travması
Diğer gözde daha önce meydana gelmiş retina dekolmanı
Ailede retina dekolmanı hikayesi
Retinada saptanan delik ve yırtıklar

Retina dekolmanında belirtiler; uçuşmalar, ışık çakmaları, görme alanında gri bir perdenin hareket etmesi, belirli bir alanı görememe (baktığınız cismin alt veya üstünü görmeme), görmenin tamamen kaybı şeklinde olabilir. Bu belirtiler her zaman dekolman demek değildir, ancak en kısa sürede göz muayenesi gerekmektedir

Kapak Hastalıkları

Kapak hastalıklarının en sık rastlanılan şekli “ptozis” olarak adlandırılan göz kapağı düşüklüğüdür. Göz kapağı düşüklüğü doğuştan olabileceği gibi yaşlanma, travma veya sinir felci gibi sebeplere bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Doğuştan olan kapak düşüklüğü göz kapağını kaldıran kasın gelişimindeki bozukluktan kaynaklanırken, yaşlanmaya bağlı olan kapak düşüklüğü kapağı kaldıran kasın zaman içinde esnemesinden kaynaklanır.

Ptozisin tedavisi cerrahi olarak yapılır. Çocuklarda tedavinin zamanlaması önem taşır. Göz bebeğini örtecek kadar ileri olan doğumsal kapak düşüklükleri görme gelişimini engelleyerek göz tembelliğine yol açacaktır. Bu tür hastalarda kapak düşüklüğünün acil olarak düzeltilmesi gereklidir.

Görmeyi etkilemeden sadece kozmetik sorun oluşturan hafif kapak düşüklükleri ise çocuk okula başlamadan hemen önce (5 yaş civarı) düzeltilirse çocuğun toplum içinde kendini daha rahat hissetmesi ve psikolojik gelişiminin olumsuz etkilenmemesi sağlanmış olur. Ameliyatta göz kapağını kaldıran kas kısaltılarak güçlendirilir. Sinir felcine bağlı olan veya kas işlevinin çok az olduğu ağır doğumsal ptoziste ise göz kapağı alın kasına asılarak hastanın kaşlarını kaldırarak gözlerini açabilmesi sağlanır.

Göz çevresinde yaşlanmaya bağlı oluşan değişiklikleri belirleyen en önemli etken kalıtımsal özelliklerdir. Kişilerin göz çevresinde zaman içinde oluşan sarkma ve torbalanma benzeri değişikliklerin aynısını çoğu zaman o kişinin anne, baba ya da kardeşlerinde de görmek olasıdır. Göz kapağı cildi vücudumuzun en ince deri bölgesidir.

Yerçekimi etkisi, her gün binlerce kez tekrarlanan göz kırpma hareketi, sigara ve güneş ışığı gibi çeşitli çevresel etkenlerin de katkısı ile otuzlu yaşların sonuna doğru göz kapağı cildi incelir ve cilt altındaki kas tabakası zayıflar.

Göz kapaklarını destekleyen dokularda oluşan genel zayıflamaya bağlı olarak da göz çevresindeki yağ dokusu öne gelerek torbalanma oluştururken kapak derisi sarkarak kıvrımlanır. Sorunun tedavisi cerrahidir. Ameliyat sırasında alt ve üst kapaklardaki fazla cilt çıkartılırken, gerekiyorsa göz çevresindeki yağ torbaları da küçültülür.

A.Protez Göz

Yaralanma veya çeşitli göz hastalıkları sonucu görme duyusunu kaybetmiş bir göz ağrı yapması yada kozmetik açıdan sorun yaratması durumunda ameliyatla alınabilir. Göz ameliyatla alındığında göz çukurunda ortaya çıkan boşluğa aynı hacimde yuvarlak bir iç protez yerleştirilir ve göz kaslarının bu proteze dikilmesiyle ameliyat sonrasında takılacak olan dış protezin hareket etmesi sağlanır. Ameliyattan 5 hafta sonra hastanın diğer gözünün renk ve boyutuna uygun olarak hazırlanan dış protez takıldığında diğer gözle beraber hareket eder.

B.Gözyaşı Sistemi Hastalıkları

Alt ve üst göz kapağının iç köşesinde iki küçük açıklık olarak başlayan gözyaşı kanalı gözyaşının fazlasını burun boşluğuna boşaltır. Yenidoğan bebeklerin bazılarında kanalın buruna açıldığı uçta bir zar bulunur ve kanal çalışmaz. Gözyaşı kanalı tıkanıklığı gözde sulanma ve çapaklanmaya neden olur.

Düzenli masaj uygulanması ile bu çocukların %95’inde 1 yaşına kadar gözyaşı kanalı kendiliğinden açılır. Eğer 1 yaşında kanaldaki tıkanıklık hala devam ediyorsa genel anestezi altında sonda uygulaması olarak adlandırılan kısa işlem yapılarak kanaldaki tıkanıklık giderilir.

Bu işlemin başarı şansı %90 dolayındadır. Sonda uygulaması sonrasında da tıkanıklığın devam etmesi durumunda ise gözyaşı kanalına silikon bir tüp yerleştirilir ve bu tüp 2 ay sonra çıkartılır.
Erişkinlerde görülen gözyaşı kanalı tıkanıklıkları ise en sık olarak tekrarlayan gözyaşı kanalı iltihabı sonucu oluşur. Bu hastalarda cerrahi tedavi gerekir ve gözyaşı kanalı ile burun boşluğu arasında bir geçiş oluşturulur. İyileşme sırasında bu geçişin tıkanmasını engellemek amacıyla yerleştirilen bir silikon tüp ameliyattan 2 ay sonra ek bir müdahele gerektirmeden muayene sırasında çıkartılır. Kanal tıkanıklığı için ameliyat dışarıdan cilt yoluyla yada burun içinden gerçekleştirilebilir.

Cilt yoluyla yapılan ameliyat sonrasında genellikle belirgin bir iz kalmaz ve başarı oranı %95 dolayındadır. Burun içinden yapılan ameliyatta ise cilt kesilmez ancak başarı oranı %75 dolayındadır.

Kırma Kusurları – Refraktif Kusurlar

3 temel kırma kusuru vardır;

Miyopi, Hipermetropi, Astigmat.

Miyopi, uzaktaki cisimleri yakına oranla daha zor görmektir.  Uzaktan gelen ışınlar retinanın önüne odaklanmaktadır.  Uzaktaki cisimler bulanık görünürken, yakında olan cisimler daha rahat seçilirler.

Hipermetroplar ise yakın cisimlere bakarken zorlanabilirler.  Uzaktan gelen ışınlar retinanın arkasında odaklanmaktadır.  Astigmat ise saydam tabakanın küresel bir yüzey yerine oval bir yüzeye sahip olması nedeniyle noktasal bir cismin görüntüsünün sinir tabakası üzerinde noktasal olarak oluşmamasıdır.  Birden fazla odak nedeni ile uzak ve yakın görme bulanıktır.

Astigmatın hipermetropi veya miyopi ile birlikteliği de sık görülmektedir.  Ayrıca kornea ve lens yüzey bozuklukları da görüntünün distorsiyonuna ve düzensiz astigmatizmaya neden olabilir.

Presbiyopi 40 yaşından sonra yakın cisimlere odaklanamamak anlamına gelmektedir. Bu noktada yakın gözlükleri takmak gerekir.  Kırma kusurlarını düzeltmek için gözlük, kontakt lens veya refraktif cerrahiden faydalanılabilir.

Üveit

Yapı olarak bir topa benzeyen gözün ortasında bulunan jel benzeri maddenin çevresini 3 tabakadan oluşan bir kılıf sarar.  En dışta sklera adı verilen beyaz kısım, en içte retina, ortada ise uvea bulunur.  Uveanın iltihabına üveit denir.  Uvea gözü besleyen damarları bulundurmaktadır.  Buranın iltihabı-enflamasyonu gözün tüm dokularını etkilemektedir.  Bu durum görmeyi ciddi şekilde tehdit eden durumlara neden olmaktadır.

Işığa karşı hassasiyet, ağrı, gözde kızarıklık, görmenin azalması en önemli belirtilerdir.  %20-30 vakada sebep bulunamamaktaysa da virüsler, mantarlar, parazitler, göz travması, bağışıklık sistemi hastalıkları, romatizmal hastalıklar üveite neden olabilmektedir.  Bu nedenle romatoloji, dahiliye, dermatoloji gibi diğer branşlarla birlikte multidisipliner bir yaklaşım gerekmektedir.

Üveit göz kaybına neden olabileceği için, agresif tedavi gerekebilir.  Tedavi için steroid ve göz bebeğini büyüten ilaçlar içeren damlalar kullanılmaktadır.  Arka üveitlerde sistemik ilaçların kullanılması gerekebilmektedir. Glokom, katarakt, yeni damarların oluşması gibi çeşitli komplikasyonlar gelişebilmektedir.  Bunların da ayrıca tedavisi gerekir.

Behçet Hastalığı

İlk kez 1937 yılında bir Türk doktoru olan Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından tanımlanan ve tıp dünyasında bir Türk doktoru tarafından tanımlanan nadir hastalıklardan birisidir.

Behçet hastalığı kendini, tekrarlayan ağız aftları, cinsel bölge aftları, gözde üveit (iltihaplanma) ile gösterir. Hastalık sıklıkla 20-40 yaş erkekleri tutmaktadır.  Kadınlarda seyri daha hafif olmaktadır.

Behçet hastalığında göz tutulumu (üveit) bulanık görme, gözde kanlanma belirtileri ile ortaya çıkabilir ya da hiçbir belirti vermeyebilir.  İltihaplanma görmenin ciddi şekilde kaybına yol açabilmektedir.  Erkek hastalarda daha ağır seyretmektedir.  Behçet hastalığı tanısı konmuş her hastanın mutlaka detaylı bir göz muayenesinden geçmesi gerekmektedir.

Hekimler

© Copyright 2017 | Near East Technology